Tastamam eksik!

10 Ekim 2010 Pazar

Atiye röportajı

Farklı kültürlerin harmanı; ama babaannesinin Atiye’si


FATİH VURAL  


O, gördüğü ilgi karşısında şaşırdığını söylese de, Atiye’yi bundan 3 yıl önce, ‘daha 17’ yaşındayken çıkardığı albümle tanıyan pek azımız var. Şimdi Sony BMG’nin güveneceği kadar, İskender Paydaş ve Murat Çekem’in kanatları altında, sesini çok daha kalabalığa duyurmayı istiyor Atiye. Oldukça etnik ve profesyonel yorumu, bu isteğine varacağını müjdeler gibi. İngilizce şarkı yazıp besteleyebilen müzisyen bir kimliğe sahip. Ülkelerarasında geçen 20 yıla rağmen, kendi Türkçe’sini yeterli bulmadığından anadilinde söz yazmaktan çekiniyor. Onunki bir tevazu. Ama yorumculuğu bu tevazuya gerek bırakmayacak kadar iyi. Röportaj yaparken, kelimeleri seçmekte kısmen zorlansa da, ‘hamur’ olduğunu itiraf ediyor. Cümleleri basit ve kısa… Sesi ve yorumu, sessizliği doldurmakla kalmıyor; o eksikliği de arkasına katıp kaybettiriyor.

-Bir seyyah gibi dolaşmışsınız dünyayı. Peki müziğiniz hangi ülkelerde şekillendi?
         Babam Türk, annem Hollandalı. Bu yüzden küçüklüğümde üç dil birden,  Flemenkçe, Almanca ve Türkçe öğrenmiş oldum:. Almanya’dan sonra ABD’ye taşındık. Daha sonra da Türkiye’ye İzmir’e geldik. Ardından Hollanda’da da bir sene okudum. Sonra Almanya’ya dönüp liseyi bitirdim. Bir seneden beri de İstanbul’dayım. İlk albümümü 17yaşında Türkiye’de yaptım.

-İlk albümü Atiye Deniz ismiyle yaparken, şimdi yalnızca Atiye’yi kullanmanızın bir nedeni var mı?
Benim tercihimdi. Ben Atiye ismini daha çok seviyorum. Aynı zamanda babaannemin ismi. Babaannem Antakya’da. İlk albümüm çıktığında daha gençtim. Liseye gidiyordum ve okul nedeniyle müziğe konsantre olamadım. Okul da çok zor geliyordu. Eğitimimi bitirince Almanya’da, kendimi tamamen müziğe verdim ve yeni albümü hazırlamaya başladık. Bir senede tamamladık.

-Albümün prodüktörü İskender Paydaş. Onun çizgisini düşününce farklı bir albüm gibi geliyor. Pop, rock temelli çalışmaların altında imzasını görüyorduk. En son Serkan Çağrı’yla birlikte enstrümantal müziğe de el attı. Sizin albümünüz de, İskender Paydaş çizgi için bir yenilik olsa gerek?
Kesinlikle. Bence zaten İskender Paydaş, bu yüzden çok başarılı biri. Müziğin her alanına hakim bir isim. Biz tanıştığımızda, şarkılarımı ve bestelerimi dinletmiştim. Çok hoşuna gitti. Çünkü farklı bir şey yaptığımı düşünüyorum. O da öyle bir şey yapmak istemiş; ancak bu tarzda yani R&B-oryantal karışımı bir şey yapan yokmuş. Tanıştığımızda çok iyi anlaştık ve birlikte çalışmaya başladık.

-Muhtemelen Hadise’yle aynı kulvara sokulacaksınız; ama Nez’e daha yakın duruyorsunuz. Zira o da İngilizce ve oryantal bir sound’la çıkmayı yeğlemişti.  Daha sonra kendi özgünlüğünü kaybetti. Bu kulvarda anılmanın handikap olacağını düşünüyor musunuz?
Bu beni rahatsız etmiyor. Çünkü yaşım çok genç. Aslında daha hamurum. O yüzden genelde böyle benzetmeler oluyor; ama şimdi albümüm çıktı. Kendi tarzımı ortaya koyduğumu düşünüyorum. Bundan sonra da fazla karşılaştırmaların olacağını sanmıyorum. İlk albümüm çıktığında Shakira, Beyonce gibi isimlere benzetmişlerdi.

-17 yaşında Türkiye’de ilk albümünü yaptığınızda, gittiğiniz ülkelerin müzik endüstrileriyle kıyasladığınızda, Türkiye’de sizi şaşırtan şeylerle karşılaştınız mı?
Ben sadece çok pozitif bir şekilde şaşırdım. Çünkü ilk albümümle bu kadar başarı sağlayacağımı düşünmüyordum. Hiç deneyimim yoktu. Yaptığım tarz da farklıydı. Çok şaşırdım, gösterilen sevgi karşısında. Çok mutlu oldum ve bu gayretle daha iyisini nasıl yapabilirim diye düşündüm.

Bu albüm bize bir önceki albümünden farklı ne söylüyor?
         Müzikal anlamda daha melodik, daha genç ve daha yenilikçi bir sound var. Hem de dans ettiren hareketli parçalar var. Çünkü ben hareketli parçalar yaptığımızda önce dansı düşünüyorum. Aynı zamanda duygusal besteler var. Bir de bu albüm Türkçe ağırlıklı.

-Sadece İngilizce şarkıların söz ve müziğine imza atmanız dikkat çekici…
Türkçe şarkıların besteleri de bana ait. Ama Türkçem daha henüz o kadar iyi değil ki güzel Türkçe sözler yazabileyim!

-Böyle bir düşünceniz var mı?
Kesinlikle! Kendimi geliştirmek istiyorum. Bundan sonra Türkçe söz de yazmak istiyorum. Bence söz ve müzik aynı değerde.

-Sesinizin caza yatkınlığını, özellikle Nazan Öncel’e ait ‘Aşkına da Sana da’ şarkısında görüyoruz. Oynak ve makamsal çağrışımlara da açık bir yorumunuz var. Nasıl bir müzikal yelpaze içinde dolanıyorsunuz?
Ben her tarz müziğe açığım. Deneysel şeyler yapmayı çok severim zaten. Albümümde de farklı farklı müzik tarzları var. Bu zaten beni mutlu eden bir şey. Daha enteresan projeler çıksın diye kendimi geliştirmek istiyorum.

-Uzun süredir ortalıklarda göremediğimiz Murat Çekem’in albümdeki ağırlığı çok açık. Onunla yaptığınız başta olmak üzere, R&B tarzı düetler sizin fikriniz miydi?
R&B zaten benden gelen bir şeydi. İskender’in ve Murat Çekem’in katkılarıyla daha renklendi. Murat Çekem’le vokal kayıtlarını yaptık. Dondurma’da vokal yaptık. Teoman’la düet yapmam da İskender’in fikriydi. Müziğimi sevdi ve düeti kabul etti. İlk başta inanamamıştım, beraber okuyacağımıza.

-Teoman’la yaptığınız düet, rock ağırlıklı bir parçaya dönüşmüş. Ama şarkıyı alttan o kadar etnik bir hale getirmişsiniz ki çok renklenmiş. Ancak bu parça, Atiye rock okusaydı nasıl olurdu diye düşündürmüyor da değil…
Çok da rock parçası olduğunu düşünmüyorum. Altyapıya baktığınızda o beat yine biraz R&B’yi andırıyor. Ama kesinlikle diğer parçalara kıyasla çok daha fazla rock. Diğer parçalarda pop, R&B, oryantal karışımı var. Bu yüzden müziğime melez diyorum.

-Dünyayla etkileşimi çok daha fazla olan genç sanatçılar, Türk müziğini farklı soundlarla buluşturuyor. Bunda görsellik de çok etkili. Sizde de görsellik ön planda. Yorumculuğunuz bu kadar iyiyken, görselliğin müziğinizi ezeceğinden bir endişe duyuyor musunuz?
         Öyle bir endişem yok. Dansım beni destekleyen bir şey. İkisiyle büyüdüm. Dansım dışında görselliğimin ön plana çıkmasını da istemiyorum.

-Bu tarz yönlendirmelere tavrınızı koyar mısınız?
         Asla bu tip yönlendirmelere müsaade etmem. Buna gerek de yok.

-Yurtdışında size bir Türk olarak mı bakıyorlar, yoksa kendilerinden biri olarak mı?
         ‘Multi cultural’ (çok kültürlü) diye bir kavram var. Daha çok öyle bakıyorlar. Bu, dilden de olabilir. Farklı dilleri konuşabiliyorum ve Almanya’yı, Hollanda’yı iyi biliyorum. Ama burayı da biliyorum ve hepsini içimde barındırıyorum.

-Neden o ülkelerde müzik yapmayı düşünmediniz?
         Burada mutlu olduğum için. Müziğimi burada yapmak istedim, çünkü burada yaşıyorum.

-Burada mutlu olduğunuzu ne zaman fark ettiniz?
         Küçükken.

-Atiye, bizim geleneksel isimlerimizden birisi. Bugün belki hemcinsleriniz, bu ismi fazla geleneksel buldukları için kullanmak istemez. Ama siz isminizi dahi sahipleniyorsunuz. Kendi kültürünüzün derinliğine inme gibi bir niyetiniz var mı?
Kesinlikle. Ben en çok Antakya’da konser vermeyi istiyorum. Çok kültürlü bir yer ve insanlar o kadar sıcak ki, orada konser verdiğimde sanki aileme konser veriyormuşum gibi hissediyorum. Atiye ismini de çok seviyorum. Babaannemin adı…

-Nasıl bir diyalogunuz var?
         Haftada en az bir kez telefonlaşıyoruz. Mümkün olduğu kadar Antakya’ya gitmeye çalışıyorum. Ailemin bir kısmı orada, bir kısmı (halalarım, çocukluk arkadaşlarım) İzmir’de yaşıyor. Ailemin bir kısmı da Almanya’da yaşıyor. Anne tarafım Hollanda’da. Annem ve babam İstanbul’da.

-Bavulunu her an toplayacak güce sahip olmak bir müzisyen için önemli bir özellik olsa gerek?
         Bunun bir avantaj olduğunu düşünüyorum. O yüzden kendimi şanslı görüyorum. Çünkü çok kültürlülüğü bir zenginlik sayıyorum. Hani diyorlar ya: ‘Bir dil, bir insan’.

-Türkiye’de İngilizce şarkı söylemek bir handikap olur mu? Her ne kadar Eurovision’da oryantal ve İngilizce şarkılarla dereceler alsak da…
Benim şimdiye kadar Almanya’da da konserlerim oldu. Bu oryantal sound insanlara çok hoş ve yakın geliyor. Çünkü bizim müziklerimiz çok duygusaldır.

-Kendinize koyduğunuz hedef ne?
Orda olmak istiyorum diye bir şey yok. Benim için önemli olan şarkılarımdaki mesajlarımla insanlara ulaşmak ve çok konser vermek. Bunlar benim için yeterli.



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder